Cihad Nedir?

25 05 2008

Cihad جَهَدَ “c-h-d” kökünden türemiş, bütün gücünü kullanma mânâsına gelen Arapça bir kelimedir. Diğer bir açıdan o, insanın güç ve takatini sonuna kadar sarfederek her türlü meşakkati göğüsleyip belli bir hedefe yürümesi mânâsını ihtiva eder ki, bu tarif cihadın şer’î mânâsına daha yakındır. “Cihad” sözcüğü, İslâm’ın zuhuruyla ayrı bir hususiyet kazanarak Allah yolunda kavga vermenin adı olmuştur. Bugün cihad denince de akla gelen mânâ budur. Allah yolunda verilen kavga, içe doğru ve dışa doğru olmak üzere iki cephede cereyan eder. İçe doğru verilen mücadeleyi, insanın kendi özüne erme gayreti, dışa doğru verilen mücadeleyi de başkalarını özlerine erdirme ameliyesi olarak tarif edebiliriz. Bunlardan birincisine “büyük cihad”, ikincisine de “küçük cihad”, denir ki, birincisiyle; insanın kendi özüyle arasın­daki engelleri aşıp nefis ma’rifetine ve neticede de marifetullah, muhabbetullah ve zevk-i ruhanîye ulaşması, ikinci­siyle de, imanla insanlar arasındaki manialar bertaraf edilerek, herkesin imâna ulaştırılması ve ma’rifet-i İlâhî ile tanıştırılması esas alınmıştır. Cihad, bir bakıma insanın yaratılış gayesidir ve yeryüzünde ondan daha önemli bir vazife yoktur. Eğer aksi doğru olsaydı Allah, peygamberlerini o vazife ile gönderirdi. Hz. Âdem’den bu yana, nebi olsun, veli olsun, Allah’ın bütün seçkin kulları, bu seçkinliğe -bü-yük ölçüde- kılıçların gölgesi altında veya nefis muhasebesi sayesinde ulaşabilmişlerdir.

Hiçbir mazeretleri olmadığı halde cihaddan geri duranlarla, durmadan cihad eden ve ömrünü bu uğurda tüketen insanlar arasında, başka amellerle kapatılması mümkün olmayan büyük derece farkları vardır. Bu mânâyı ifade eden bir ayette şöyle denmektedir:

لا يَسْتَوِي الْقَاعِدُونَ مِنْ الْمُؤْمِنِينَ غَيْرُ أُوْلِي الضَّرَرِ وَالْمُجَاهِدُونَ فِي سَبِيلِ اللهُ بِأَمْوَالِهِمْ وَأَنفُسِهِمْ فَضَّلَ اللهُ الْمُجَاهِدِينَ بِأَمْوَالِهِمْ وَأَنفُسِهِمْ عَلَى الْقَاعِدِينَ دَرَجَةً وَكُلاً وَعَدَ اللهُ الْحُسْــنَى وَفَضَّلَ اللهُ الْمُجَاهِدِينَ عَلَى الْقَاعِدِينَ أَجْراً عَظِيماً

“Müminlerden geçerli bir özrü olanlar dışında, oturanlar ile, malları ve canlarıyla Allah yolunda cihad edenler bir olmaz. Allah malları ve canlarıyla cihad edenlerin derecelerini oturanlardan üstün kıldı. Gerçi Allah, hepsine de güzellik (cennet) vaadetmiştir ama, mücahitleri, oturanlara nazaran çok büyük bir ecirle üstün kılmıştır.” (Nisâ, 4/ 95)

Cihadın önemi mevzuunda Allah Rasulü de şöyle buyur­maktadır:

لَوَدِدْتُ اَنِّى اُقْتَلُ فِى سَبِيلِ الله ثُمَّ أُحْيَا ثُمَّ اُقْتَلُ ثُمَّ أُحْيَا ثُمَّ أُقْتَلُ

“Ah ne kadar arzu ederdim ki, Allah yolunda öldürüleyim, sonra tekrar diriltileyim, sonra yine öldürüleyim, sonra tekrar diriltileyim, sonra yine öldürüleyim.”[1] Eğer söz uzamayacak olsaydı, Allah Rasulü, bu ifadeyi kim bilir kaç defa tekrar edeceklerdi. Esasen burada kasdolunan da, Allah yolunda sonsuz sayıda öldürülüp diriltilme arzusunu ifade etmektir. Düşünün ki, bu temenni, Nebiler Sultanı Aleyhisselam Efendimiz’den gelmektedir. Yine buyuruyor ki;

رِبَاطُ يَومٍ فِي سَبِيلِ اللهِ خَيْرٌ مِنَ الدُّنْيَا وَمَا عَلَيْهَا وَمَوضِعُ سَوْطِ أحَدِكُمْ مِنَ الْجَنَّةِ خَيرٌ مِنَ الدُّنْيَا وَمَا عَلَيْهَا وَالرَّوْحَةُ يَروحُهَا العَبْدُ فِي سَبِيلِ اللهِ أو الغَدْوَةُ خَيرٌ مِنَ الدُّنْيَا وَمَا عَلَيْهَا

“Bir gün Allah yolunda sınır muhafazasına bağlı kalıp nöbet beklemek (sevabı) dünyadan ve dünya üstündeki herşeyden hayırlıdır. Sizden birinizin kamçısının cennetten işgal ettiği az bir yer de dünyadan ve dünya üstündeki herşeyden hayırlıdır. Kulun Allah yolunda yürüyeceği bir akşam yürüyüşü yahut bir sabah yürüyüşü de dünyadan ve dünya üstündeki herşeyden hayırlıdır. “[2]

[1] Buhârî, Îmân, 26; Müslim, İmâre 103; Nesâî, Cihâd, 30
[2] Buhârî, Cihâd 73; Tirmizî, Fedâilü’l-Cihâd, 25





CİHAD NEDİR?

25 05 2008

Dort mezheb imami cihaddan maksadin Allah yolunda savasmak oldugu hususunda ittifak etmislerdir. Kalemle cihad veya dille cihad vb. seylerle cihad ser’i deyimle cihad degildir. Ser’i deyimle cihadin anlami; savasmaktir. Bu nedenle Peygamber Efendimiz (sav)e Allah yolunda cihad etmeye neyin denk olabilecegi soruldugunda o; “buna gucunuz yetmez” cevabini vermistir. Sayet cihad kalemle veya dille olsaydi buna guc yetirecekleri muhakkakti.

Evet, bir sahabe Rasulullah’a:

- “Ey Allah’in Rasulu Allah yolunda cihad etmeye ne denk olabilir” diye sormus, Rasulullah da:

- “Buna gucunuz yetmez, simdi sizden biriniz mucahid cihadindan donunceye kadar hic ayrilmadan namaz kilmaya ve arasini acmadan oruc tutmaya gucu yeter mi?” demistir. Orada bulunanlar:

- “Buna kimin gucu yetebilir ki” cevabini vermislerdir. Rasulullah da:

- “Iste mucahidin mukafati bunlari yapabileceklerin kazanacaklari mukafattir. Allah yolunda cihad eden kimse, mucahid cihaddan donunceye kadar acmadan oruc tutan, ara vermeden namaz kilan ve Rabbine ibadetle mesgul olan kimse gibidir” buyurmustur.

Biliyor musunuz bir kisim insanlar cihadi nasil tarif ediyorlar? Ona; nefis ile cihad diyorlar. Oruc tutmanin, namaz kilmanin nefis ile cihad oldugunu soyluyorlar. Sayet cihad bundan ibaret olsa idi nasil Rasulullah; insanlarin mucahidin aldigi sevaba guc yetiremeyeceklerini beyan etmis olurdu? Bu hususta soyle bir sozun hadis oldugunu naklederler: Rasulullah savastan dondukten sonra sahabelerine soyle demis: “Sizler hayirli ve ugurlu olarak dondunuz. Kucuk cihaddan buyuk cihada dondunuz. Dikkat edin bu da kisinin nefsine karsi cihad etmesidir.” Bu soylenilen soz uydurma bir hadistir, asli ve astari yoktur. Cunku cihaddan maksat Allah yolunda savasmaktir. Simdi geliyor birileri asil cihada kucuk cihad diyor. Klimalar altinda oturmaksa nefs ile cihadmis ve buyuk cihadmis (!) Kebablar, kadayiflar, borek ve corek yemek mi buyuk cihad ? (!) Yoksa bombalarin, sarapnel parcalarinin altinda savasmak… Kardeslerin dedikleri gibi on gun karlar uzerinde yuruyup sogugun dehsetinden parmaklarinin dokulmesini isteyecek hale gelmek mi buyuk cihad? Sairin dedigi gibi;

Ey iki Harem kentte (Mekke, Medine) ibadet eden abid(!)

Sayet bizi gorecek olsan; Nasil ibadetle oynadigini cok iyi goreceksin!

Vallahi bunlar ibadet adina oynuyorlar! Muslumanlarin kutsal degerleri ayaklar altinda cignenirken, cocuklari bogazlanirken, yaslilar yakilarak oldurulurken, ulkeler isgal edilirken, mallar gasb edilip mukaddesatlar cignenirken; harameyni serifeyne komsu olmak, aziz ve celil olan Allah’in dini ile oynamaktir, oynamak (!)Simdi sen evine giren hirsizi, haniminin yataginda birak yandaki odaya gecip gece namazi kil(!)Boyle bir namaz sana lanet okur. Cunku sen hirsizi, irz ve namusuna saldirir halde birakiyor, yan odada Allah’a yalvarmaya girisiyorsun (!) Bu nasil bir dua ve nasil bir yalvarma. Yahut da onunde irzin cigneniyor, sen de Kur’an okuyorsun (!) Vallahi bu, aziz ve celil olan Allah’in dini ile oynamaktir, oynamak. Allah teala bu tur insanlari tasvir ederek soyle buyuruyor:”Onlar dinlerini bir oyun ve eglence edinmislerdir” (Maide, 57)Evet, oyun ve eglence! Simdi sen Abdulbasit Abdussamet’i veya Minsavi’yi Kur’an okuyusunu dinler zevk alirsin. Onu geriden takip etmek istersin. Bu sana buyuk bir haz verir. Sen bundan herhangi bir sikinti veya zorluk gorur musun? Hayir. Ayrica sen Kur’an’in tecvidini ogrenirsin. Her ayin sonunda da tesvik icin bin riyal veya daha fazla ucret alirsin. Ne kadar cuz ezberlersen o kadar riyal verilir sana. Kur’an’i bitirdiginde de ayri bir mukafat… Allah icin soyle. Bu mudur buyuk cihad, yoksa organlari parcalanip havaya dogru savrulan, gozleri kursunlarla delinen insanlarin yaptigi mi cihad?

Buna egitim cihadi diyorlar (!) Vakia asil cihad birakildi. Cihad olmayan seyler cihad addedildi. Aslinda Kur’an-i Kerim Allah yolunda sehid olma inancim ve k?firlerle savasma dusuncesini bu Musluman ummetinin kalbine yerlestirmistir. Bunun tezahuru Tebuk savasinda ve benzeri yerlerde gorulmustur. Bakiniz bu savasa 30 bin kisi katilmis, Muslumanlardan sadece uc kisi ki bunlar Kab bin Malik, Bilal bin Umeyye ve Mirara bin Rabi’dir. Evet bunlar cihada katilmamislardir. Bunlar egitim cihadi yaptiklari hesab edilerek mazur gorulmemislerdir (!) Bilakis muslumanlar bunlarla, Allah tealanin kendilerini af ettiklerini bildirmesine kadar tam 50 kusur gun iliskilerini kesmisler ve bunlara boykot uygulamislardir.

Kur’an-i Kerim mazeretsiz olarak cihada katilmayanlara ise bir daha boyle sanli bir ise katilmamalari yasagi getirmis ve soyle buyurmustur:

“Eger Allah bu cihaddan sonra tekrar seni geri kalan bu topluluga dondurur de onlar da seninle cihada cikmak icin izin isterlerse onlara sunu de: benimle beraber bir daha asla cihada cikmayacaksiniz ve dusmana karsi benimle beraber savasmayacaksiniz. Cunku ilk defasinda savasa cikmayip oturmayi istediniz. Simdi de geriye kalanlarla beraber oturun.” (Tevbe, 83)

[Sehid Seyh Abdullah Azzam / Tevbe Suresinin Golgesinde Cihad Dersleri. Cilt:1]





Cihad ne demektir? Bazı kimselerin, cihadı “kutsal savaş” olarak açıklamaları nedendir

25 05 2008

Cihad, Allah yolundaki her türlü faaliyet ve hareketin adıdır. Hakkı üstün ve hakim kılmak için gayret sarf etmektir. Başka bir ifadeyle cihad, İslam’ın aksiyon yönüdür, onun hamle gücüdür.

“Cihad” kelimesi, Batı dillerinde genelde “kutsal savaş” (holy war) şeklinde tercüme edilmiştir.(1) Bu şekilde bir tercüme, İslamiyeti silah zoruyla yayılan bir din olarak gösterme gayretinden kaynaklanmaktadır.

Halbuki, “cihad” kelimesinin karşılığı “savaş” değildir. Allah yolunda savaşmak da bir tür cihad olmakla beraber; cihad kelimesi, Allah’ın dinini her tarafa ulaştırmak için yapılan her türlü faaliyet ve hareketi içine alır.

Müslümanlar, bu yüce gaye için cihad ederken, gayr-i müslimler ve özellikle sömürgeci ülkeler, “Kutsal olmayan savaşlar” yapmış, Asya, Afrika, Avrupa ve Amerika’yı kana bulamıştır. (2) Tarih, bunun örnekleriyle doludur. “Coğrafî keşif” adı altında Asya, Afrika ve Amerika’daki hammadde kaynaklarının keşfedilmesi ve bu verimli ülkelere seferler düzenleyip o ülke insanlarını köleleştirmeleri, bazılarının savaş felsefesini ortaya koymaktadır.

Bunlar, kendi ayıbını örtbas etmek için yoğun bir propaganda faaliyeti içindedir. Onların bu propagandalarının etkisiyle olsa gerek ki, “cihad” denildiğinde bazılarının ilk hatırına gelen, İslam’ı reddeden her kafiri boğazlamaya hazır, elinde kılıç bir “barbar Türk” veya elinde kaleşnikofu olan bir “Arap teröristi !”dir.(3)

“Cihad” konusunu bahane edip İslam’a hücum eden Batılı yazarlar, “hem suçlu hem güçlü” deyiminde ifadesini bulan bir haldedirler. Şu olay, onların durumunu net bir şekilde ortaya koyar:

Afrika’yı istila eden İngiliz askerlerinden biri, arkadaşına der: “Bunlar vahşi insanlar! Birisini öldürdüğümde beni ısırdı !”(4)

Kaynaklar
1-Ebu’l Ala Mevdudî, Jihad in Islam, Islamic Publications LTD, Lahor, s.1; Rudolph Peters, İslam ve Sömürgecilik, Ter. Süleyman Gündüz, Nehir Yay. İst.1989, s.29; M.J. Kister, “Land Property and Jihad” , Journal of the Economic and Social History of the Orient, Leiden, 1991, XXXIV, 276; W. Montgomery Watt, Islamic Political Thought, Edinburgh, s. 14; Ahmet Özel, İslam Hukukunda Milletlerarası Münasebetler ve Ülke Kavramı, Marifet Yay. İst. s. 64
2- Mevdudî, Jihad in Allah’s Cause, The Journal, XIV/4 December, Mekke, 1986, s.14
3- Peters, s.30
4- Muhammed Gazali, Fıkhu’s-Sîre, Daru’l-Kalem, Dımeşk, 1989, s.214

Şadi Eren (Doç.Dr.)